23 Haziran 2009 Salı

durumlar

bana,

  • "türkiye'nin en çok güvendiği isim" sıfatının seda sayan'a verilmiş olması,
  • akrepler mavi rengine yaklaşmıyorlar diye akdeniz mimarisinde pencerelerin maviye boyanması,
  • ne kadar çeşitlersek çeşitleyelim bir üçgenin iç açıları toplamının 180derece çıkması

enteresan,

  • insanın osurduktan sonra kokuyo mu diye etrafını koklaması,
  • telefona kontör yüklerkenki ses kayıtlarında rakamların değişik tonlamaları ve farklı kombinasyonlarda okunuşlarıyla ortaya çıkan ses cümbüşü,
  • karşılaşan 2 insanın aynı anda naber demeleri ve sonrasında kimin cevap vereceğinin belli olmadığı o 2-3 saniye

komik,

  • tecavüz,
  • cinayet ve
  • hırsızlık da

korkunç gelmektedir.

25 Mayıs 2009 Pazartesi

laf lafı açıyor

2buçuk litrelik kolayı tek elle dikerek içerken diğer elle bu tuşlara basmak bende değişik duygular uyandırdı. yani demem o ki, her şey göründüğü gibi değildir. bazen göründüğünden çok daha fazlasıdır... ahah şaka ya öyle bişey demiyorum.demişler zaten daha önce. hatta o tarz daha bi sürü klas laflar etmişler. ağzı olan konuşuyor. bakın bunu da demişler daha önce. değişik işler bu işler.

22 Mayıs 2009 Cuma

coraline


dün "Coraline" ı izledik. aşağıdaki tipe bayıldım rdxtcfyvubıghjokşreasv şu karakterin şapşiliğine bakın ahaha kokoş çok tatlı yanaklarına gömülesim geliyo:D 


film de çok iyidi. stop motion olduğuna inanmak zor bence. gerçi bu iyi mi kötü mü bilemedim çünkü kendi adıma o kesik-mekanik hareketleri seviyorum. ama diğer yandan da helal olsun tabii. karakterler de çok şeker olmuş. zaten hamurdan değil mi, ısır ısır ye bunları. bir diğer deyişle ben böyle filmi yerim arkadaş! ayrıca kerolayn diye değil de koralayn diye okuyun bilet isterken zaten film boyunca kızcağız baya bi çile çekiyor düzeltmek için. düşene bi de biz vurmayalım.

21 Mayıs 2009 Perşembe

sex pixels


pikselleri ve kelime oyunlarını seviyorum. 

güzel


eskiden bir deviantart hesabım vardı, her hesabı olan şahsın da journal yazma gibi bi imkanı vardı. ordaki formattan yararlanarak kısa bi durum özeti yapacağım. başlıklar ingilizce diye türkçe yapmak istedim ama çok eğreti durdu. ingilizce yazınca kendimi önemli bi insan gibi hissettiğimden değil yani. o kadar da katı bakmamak lazım olaylara bence :)

Mood: Biraz panik, daha çok güzel.
Listening to:  Aziza Mustafa Zadeh - Dance Of Fire  :)
Reading:  Uykusuz, Cahillikler Kitabı
Watching: Family Guy, bimusaadeet
Playing with: Oyun Hamuru
Eating: Makarna, Tost, Tavuk
Drinking: Su, Kola, Kahve

evet durum özetim budur. final dönemidir, havalar ısınmıştır, ankara artık sıcaktır. neyse ki kampüs içinde şort giyilebiliyordur. zira kızılay insanlarının şort giymiş dişi imajına henüz açık olduklarını düşünmemekteyim. aslında ne ilginç hava sıcaksa soyunursun arkadaş. şorttan güzeli var mı? ben bir şortseverim. ismi de güzel, short'tan türetmiş olmalıyız. demek ki önce ingilizler kesmeye başlamışlar pantolon paçalarını. (düz mantık benim işim) ondan sonra nedir başka? bahar güzel bi mevsim, seviyoruz. bu güzel mevsimi izmir'de geçiren arkadaşlara selamlar. çünkü izmir de güzel, e bahar da güzel olunca katmerli bi güzellik söz konusu... arkadaşlıklar güzel. özlemek güzel, öpüşmek güzel, yukarıda yazdığım maddeler de güzel, öğrenmek güzel, tasarlamak ayrı bi güzel. hayat güzel be böyle. valla ooooh ne güzelmiş yahu ehehe :)

09 Mayıs 2009 Cumartesi

sevgili hanım ablalarım

selam sevgili kız arkadaşlarım, gününüz aydın, gönlünüz ferah, beliniz ince, trafik polisiyle aranız iyi olsun. lafı uzatmadan size bi takım tavsiyelerim var. lütfen önden buyrun;

-saçlarımızı pro vitamin b5 içerikli şampuanlarla yıkayalım. hayır bi kere pro vitamin b3 le yıkayayım dedim vay sen misin yıkayan? bünye alışmış bi kere b5'e. 3 yetmedi. bi arkadaş 7yle yıkamış, ona da fazla gelmiş. 5iyidir. pro vitamin b5 rocks!

-ultra viole ışınlarından cildimizi koruyalım. buna hassas ciltler, kuru ciltler, esmer ciltler ve pembe ciltler de dahil. sevgili geri kalan ciltler, sizleri yazmayı unuttum diye sakın bünyeye ultra viole'yi basmayın. aman diyim sonra çok kötü şeyler olabilir. bu sefer pro vitamin b5 de kurtaramaz sizi. neden? çünkü kulvarları farklı. mesela benim de bi liv tyler'la ne biliyim bi madonna'yla kulvarlarım farklı. bu işler böyle. kulvar dediğimiz şey önemli. farklıysa hiç yarışa başlamamak lazım. hiç öyle bi yarış gördünüz mü? hadi sen dağdan git, ben denizden öyle yarışalım. mantıksız...

-yüzümüzün t bölgesinde bir yağlanma söz konusu ise endişe etmeyelim. genelde böyledir zaten. panik yok. hem ingilizceye çevirince "the t zone" olur. karizmatik değil mi? hadi ama karizmatik. dı ti zon! ov ye...

-yine yüz demişken, çok mu sivilceniz var? ya da siyah noktanız? peki ya beyaz noktanız? ah evet sevgili kız arkadaşlarım... nolur üzülmeyin. çok da nitelikli olmayan bi photoshop kullanıcısı arkadaş edinin. bir-iki hoşbeşten sonra ona "şoplayıver çekirge" diyin. baktınız henüz anlamadı bişey o zaman devam ettirin, "beniim canım çekirgem bıdıbıdıbıdıbıdı çekirgeh" diyin. o vakit melodiden bişeyler çıkaracak ve içindeki oğuz yılmaz uyanacaktır. yaptığınız kelime oyunu ile aklını zaten almış olucaksınız. sizi şoplarken sadece yüzünüzdeki lekeleri gidermekle yetinmeyecek, yanaklarınızı zayıflatacak, yanınıza brad pitt'i, johnny depp'i filan monteliycektir.

-portakal kabuğu size ne ifade ediyor? kek yaparken içine rendeliyoruz evet. peki ya başka? reçeli yapılıyor evet. peki daha başka? efendim? ne, selülit mi!!? eğer portakal kabuğu görünümünde selülitleriniz var ise durum çok fena. yani nasıl desem, hakkaten fena. onları yok edin. size verebilceğim tavsiye budur. bunu nasıl yaparsınız o size kalmış. herşeyi de benden beklemeyin canım. portakal kabuğu diyince bi sempatik görünüyo olabilir ama değil yani. pis, nalet bişey. yapmayın...

-yaz aylarında fresh (evet fireş) kokular tercih edelim. böyle çok kadınsı nalet leş kokular sürersek sırf karşı cinsi değil, hemcinslerimizi de kendimizden uzaklaştırırız. ha ama özel bi durum vardır, uzaklaştırmak istiyoruzdur o zaman ağır kokulu parfüm banyolarına varım. 

son olarak esen kalınız efendim yıldızınız parlasın vücudunuz en değerli hazineniz onu sevin, okşayın. her kadın bir çiçektir ve su ister. sulayın çiçekleri. hadiyakşamlar.

06 Mayıs 2009 Çarşamba

sevgili emir kusturica

sevgili emir kusturica,

filmlerinizin hastasıyım. bunda çingene yaşamına olan ilgimin de katkısı olmalı elbette. ama bunu kötü bir tesadüf olarak değerlendirmek yerine benzer ilgi alanlarımızın olduğunu düşünüp sizi daha çok seviyorum kendi nazarımda. ayrıca aşırı milliyetçi sırbistan lideri vojislav seselj'i gayet açık bi şekilde öğle vakti güneşin en tepede olduğu zaman resmen bi düelloya davet etmeniz ve yine başka bi sırbistan hakları koruyucusunu film festivalinde yumruk atmak suretiyle yere sermeniz de gözümden kaçmıyor. biraz deli bi adamsınız diye düşünüyorum. mesela goran bregovic'in de müziklerinin hastasıyım ben. bi de siz ortak işler yapmıyor musunuz!? ah işte o zaman benim için tadından yenmez bi ortam oluşuyor. ikiniz de acayip adamlarsınız, dilerim bu işbirliğiniz hep sürer de benzer şahanelikte işlere imza atarsınız. sonsuz saygı ve sevgilerimle.

tuğçe özkan. 

02 Mayıs 2009 Cumartesi

Ben küçükken annemle güne giderdik!

Başlığımıza ne diyor:

" Ben küçükken annemle güne giderdik! "

Evet, giderdik hem de benim en sevdiğim zamanlardan olurdu. Çünkü üç aşağı beş yukarı yaşıt olan çocuklar bir araya gelir güzel teyzelerin yaptığı yemekleri yerdik :)

(çocukluğumdan beri yemek yemeyi seven bir insanım :P)

Annemin aynı liseden mezun olan arkadaşlarıyla yaptıkları gün vardı onu daha çok severdim. Denizli mezunları derlerdi kendilerine :) Aynı dönemde ya da yakın zamanlarda mezun olmuş, yatılı okurken birbirlerine destek olmuş, zaman geçince aynı yerde madem bu kadar kişiyiz gün yapalım bu da buluşma bahanemiz olsun diyen insanlardan oluşuyor bu grup. 

İşin en kötüsü zaman geçtikçe çocuklar büyüyor ve haliyle günde sıkılıyor o yüzden gelmiyor. Gelesi olsa bile malum sınavlar sebebiyle gidilmesi gereken kurslar izin vermiyordu. Hal böyle olunca anneler görüşür ama biz görüşemez olurduk. Daha da kötüsü var ki pastalar yenir çaylar içilir, fıkra zamanı gelir ve çocuklara ya da ortamda bulunan tek çocuğa diğer odada açılan televizyonun başında oturmak düşer. Hepsi bir araya toplanınca küçüklükte cazip gelen günler, kursların yolumu kesmesini de fırsat bilerek devrini kapattı. 

Ama gitmeyi kesmediğim annem şimdi gidiyoruz dese Antalya'ya gideceğim bir ev var. Münevver Teyze'nin evi. (İtiraf ediyorum adının Münevver mi Müyesser mi olduğundan emin olamayıp annemi aradım.) Münevver Teyzenin evi bahçe içerisinde. Annemler sene başında kura çekerler ve Münevver Teyzeyi hep bahara bırakırlardı tabi ben de çok sevinirdim. Çünkü evinin etrafında birsürü birsürü ve birsürü papatya açıyor bahar gelince. Ona gitme zamanı geldiğinde annemden önce hazırlanıp kapıya dikilirdim.  

Oraya vardığımızda anneme suratımı şirin (normalde şirindim de daha da şirin yapardım :P) bir hale sokup bakardım hemen papatya toplamaya başlayabilir miyim diye tabiki cevap "hayır, biraz otur" olurdu. İşte bu sırada Münevver Teyze imdadıma yetişir ve beni papatyaların arasına yollardı. Sonrası süper geçerdi. Ben papatya topladım, bahçede gezdim derken bir bakardım yemek zamanı gelmiş :) Yedikten sonra usulca Münevver Teyzenin yanına otururdum. Üzerinden bir sene geçtiği için yapmayı unuttuğum tacı bana öğretsin diye. O yapmaya başlar ben tamamlardım. Hızımı alamazsam bir iki tane yapar bunu da sonra takıcam diye saklardım. 

En güzel olan tacı kafama takar günü öyle tamamlar ve eve dönerdik. Ben akşama kadar almış olduğum oksijenin etkisiyle paptyadan yaptığım tacımı başucuma koyar ve erkenden sızardım.

Yine istiyorum beni götürün papatyaların arasına taç yapalım, beni götüremiyorsanız da tacı bana getirebiliyorsanız o da kabulüm der, saygılarımı, kocaman de sevgilerimi sunar, giderim.

29 Nisan 2009 Çarşamba

tüyaplı anılar

izmirde tüyap kitap fuarı olur her sene duymuşsunuzdur. baharın gelmesiyle beraber bi sürü yazar,çizer de gelir izmire (hep "baharın gelmesiyle" şeklinde başlayan bi cümle kurmak istemişimdir) imzalar alınır, gıcır gıcır kitaplara bakılır, kalabalığa karışılır, söyleşilere gidilir. liseyi izmirde okuduğum 4yıl boyunca gittim kendisine. izmir fuarının içinde yapılır, tüyap'a girmeden önce ya da çıkınca da fuar içindeki lunapark'a gidilir, çeşitli oyuncaklara binilir. hepimiz ergen enerjisiyle kalabalık bi arkadaş grubu güle oynaya "uaaaa şuna da binelim mi lan off süper olcak aha aha" diye ordan oraya koştururuz. dondurma ve pamık şeker yeriz (ki tadını sevmeyiz bu şekerin sırf yeme şekli eğlencelidir, muhabbet yaratır.)
tüm bunların yanında beni oraya götürüp saatlerce sıra bekleten esas mevzu da "lombak" dergi ekibinin söyleşi ve imzaya gelişidir. ortaokul zamanlarında l-manyak okuyarak başladığım bu serüven ardından lombak, penguen ve uykusuz dergileri olarak ilerlemiştir. neden böyle değişti derseniz, benim sevdiğim ekip yazdığım sırayla bu dergilerde yazıp çizmeye devam etmiştir. ben de sadık bi okuyucu olarak onlarla beraber dergi dergi gezmişimdir. lombak dönemleri dedemin küçük bi yanlış okumayla ananeme "bu kız bombok dergiler okuyo, napıcaz" diye bi serzenişi bile vardır :D
imza sırasında beklerken bi takım arkadaşlıklar da edinmiştim. bi kere çok şeker bi kız ile tanışmış, saatlerce muhabbet etmiştik. o da benim gibi bir karikatürseverdi, manisadan izmire sırf bu sebeple gelmişti. telefon-mail filan almadan ayrılmıştık bi acemiliğe gelip. bi dahaki sene ise sırada gene karşılaşmış ve bi coşkuyla sarılmıştık. hey gidi. bunun yanında tanık olduğum karşı cins tanışmaları da vardır, birbirlerine imza veren okuyucular, havada uçuşan espriler ve kavanozda kedi cenini gibi çizerlere verilen garip hediyeler de görmüşümdür. ortamdaki herkesin bi şekilde mizahla ya da çizgiyle alakalı oluşu kaynaşmayı ve iletişmeyi kolaylaştırır.
özlemle andığım bu güzel günlerin ardından artık ankara'dayımdır. burda kitap fuarı yok mudur? vardır tabii hatta yine takipte olduğum yazar-çizer abiler ablalar da gelmektedir de ne biliyim o fuar havası yoktur, somurtan insanlar ağırlıktadır, lunapark'ı eksiktir, beraber kamikaze'ye binilen ve "tam tepede dönerken tükürücem bakalım kime gelicek" gibi hinlikler peşinde koşan arkadaşlar da yoktur. hoş olmasın da zaten di mi 22yaşına gelmiş adamlar birbirine tükürsün filan hoş mu? değil... 

28 Nisan 2009 Salı

ham hum şaralop

Karşınızda yine ben farkındayım bu aralar kendimi aştım. Ben bile şaşırıyorum bu duruma :P

Bugün yazı yazmak istiyordum ama kafamdaki konulardan birini seçememiştim ki hanfendi kişilerinde Tuğçe olanının iletisinin hamhum şalolop olduğunu gördüm. Anamm bu neymiş diye hemen araştırmaya girdim. Aradım taradım (tamama çok da zorlanmadım bu işlemi yaparken) ve buldum. Anlamı şuymuş;

ham hum şaralop: El çabukluğu ve dalevereyle yapılan ve kimsenin akıl-sır erdiremediği iş.

İşte tam da bu anlama geliyormuş TDK atasözleri ve deyimler sözlüğünde. bir bilinmeyeni daha arayıp bulmanın getirdiği huzur kapladı içimi. Birazcık da kendimden bahsediyim; ben ki arkadaşları ile bir şey konuşurken ya da bir kelime, bir şiir, bir yazı, bir fotoğraf, bir, bir... gibi gibi şeyleri hemencecik artayıp bulup arkadaşlar ile paylaşırım. Bu arayışı 16 senelik (Abime göre hala 14 yaşında olduğum düşünülürse hayatımın tamamından fazla sene be öehh.. ) okul hayatım boyunca derslerim için yapmadığımı görebilirsiniz. Bir öğretmen adayı için hiç hoş olmayan bir tablo denilebilir ama öğrenciler okumayacağı için yok bir sorun :)

Staj yaptığım okuldan son bir olayla bu yazıya nokta koymaya karar verdim. 1. Sınıf öğrencisi olan Metin adında utangaç, yüzü daima gülen çok sevimli bir çocuk var. Kendi öğretmenin şiddet kullanması sebebiyle okulu ve okula gelmeyi sevmiyordu ki artık seviyor. Ben her çarşamba staja giderim ve Metin bunu bilir :) Geçen haftalarda doktora gidecekmiş ve ablasıyla bana resim yollamış. Büyük ihtimalle ablasının yaptığı bir resim ama üzerine "Zeynep Öğretmenim sizi çok seviyorum. Metin utanıyor." yazmış. İçim içime sığamadı taştı haliyle. Bir sonraki hafta teşekkür ettiğimde bile yüzüme bakmadan güldü ve kaçtı :) İşte çocukların bu masumiyetleri çok güzel, bunları görünce benim de yüzüm gülüyor.

Nerden nereye giden bir yazı daha :)

küçük bir isyanım var

sevgili video montajlayan, bi takım dijital sunumlar hazırlayan arkadaşlar. olur da buraya denk gelir okursanız sözüm size, şahane görseller hazırlamış olabilirsiniz, çok yaratıcıdır ne biliyim çok ilginçtir filan ama bu görsellere fon müziği olarak hadise'nin düm tek tek'ini koymayın artık ya! yeter arkadaş! 3.saniyeden duyulan bir "uuuuuuuv" sesiyle ben o şahane sunumunuzu kapatıyorum. sesini de kısmıyorum bak komple kapatıyorum. tamam kız güzel, şarkı gönülleri fethetmiş, türkiye geleceğini, tüm umudunu bu şarkıya bağlamış filan. (ki bunlar da ayrıca tartışılması gereken konular. ama işin o kısmında değilim.) ama yapmayın arkadaşlar çöken asfalt vidyosunda hadise kızımızın ne işi var? çok mu sıkıcı geldi ya da vidyoyu beğenmezlerse bari şarkıyı dinlesinler mi dediniz? hadi sizin amatörlüğünüze geldi, sadece o şarkı vardı bilgisayarınızda hemen koyuvereyim filan dediniz, peki ya ana haber bültenlerine ne demeli? sorarım size buzda kayıp düşen insanlarla düm tek tek'in alakası nedir? aynı sebeple karayip korsanlarından da requiem for a dreamden de nefret eder oldum. yeter buna bi son verelim artık. lütfen.

Küçükken de paragraflara, yazılara başlık koymayı sevmezdim!

Şimdi şöyle bir durum var ki ben akşam saatinde iyi akşamlar diyerek başlıyorum yazıma. Tabi gündüz de hanfeendilere ve bir iki beyfendiye iyiakşamlar diyerek selam verebiliyorum. Neyse efendim bugünün konusu bir mail içerisinde gelmiş ve insanın (gerçekten) rahatlamasını sağlayan bir link.

Nedir acaba bu link bayram değil seyran değil Zeynep bloğa yazı yazıyor, üstüne bir de link paylaşıyor diyebilirsiniz. Hatta gördüğünüzde "Amaann be bu muydu üzerine o kadar laf ettiğin!" de diyebilirsiniz. Bunlar her ne kadar hoş karşılanamayacak şeyler gibi gözükse de aslında fena olmayan şeyler.

Beni yıkmayan acı, beni güçlendirir! cümlesi geldi birden aklıma. Nasıl oldu ben de bilemedim. Şimdi aklıma gelmişken bir iki kelime söyleyip geçeyim. Bu söz doğru olabileceği gibi benim hayatımda "Yaşadığım acı ne kadar güçlü olduğumu hatırlatır." gibi bir söze dönüşüyor, bunu da şimdi fark ettim. Çünkü ben zaten güçlüymüşüm acı beni yıkmaktansa "Sen neymişsin be abi!! Aa Aa.." dedirtiyor. Bu kadar güçlü olmak ya da mış gibi yapmak da ne kadar doğru hala bu konuda kendi içimde mutabakata varamadım. Neyse bu konuyu da kapattıktan sonraaa..
(Tuğçe hanfendi yazmaya başlayın o yazı zaten şekil alıyor derdi. Doğru dermiş bundan sonra sözlerinizi daha dikkatli dinleyip, uygulamaya da geçireceğim.)

Evet, gelelim linkimize.. Tıkladıktan sonra dolmasını bekliyoruz. Ardından faremizin sol tuşuna basılı tutup sağ sol sağ sol şeklinde faremizi bir o yana bir bu yana kişiye kalmış bir hızla oynatıyoruz. Şiddete karşıyız, hem de çok karşıyız ama sanal ortamda insanı rahatlatıyor bi denemekte yarar var :)

Acaba ne derkennnnn.. Taaa Daaaa
http://www.counterfeitmini.com/main.swf

27 Nisan 2009 Pazartesi

bi değişik


22yaşındayım, yaşımın yarısından fazlasını ehele mehele şeklinde geçirdim bebeklik ve çocukluk evrelerini düşünürsek. şurda adam akıllı düşünebildiğimi düşündüğüm 2-3sene var. o 2-3 senede de anladım ki hayat bazen çok acayip.

böyle böyle haller

hepinize iyakşamlar!

yazdığım saate bakarsanız "akşam" sayılmadığını göreceksiniz. ama günaydın yerine iyakşamlar demek daha çok hoşuma gidiyo. bu küçük numara gibi hoşuma giden şeyleri kovalıycam bi süre. nedir mesela başka? kahkül bırakmak olabilir. yakışıp yakışmamasını düşünmeden hoşuma gidiyor diye zeynebe kestirdim saçlarımı. artık kahküllüyüm. oh.

mesela aynı konudan devam edersek nezaket muhabbetlerine de girmeyi istemiyorum artık. nedir bunlar? okuldan bi arkadaşım olsun, sadece aynı dersi almamızdan dolayı bi tanışıklığımız var diyelim. kendisiyle okul dışında bi yerde karşılaşınca selamlaşıp geçicem. eğer ki onla ortak paydamız 4senedir beraber aldığımız dersleri geçemediyse ben niye daha "bu yaz da hava baya sıcak geçicek" gibi gereksiz muhabbetlere gireyim... bu düpedüz nezaket muhabbetidir. hoş mu? bence değil. bişey katıyo mu? bence katmıyo.yine de "selam verip geçme" aşamasından önce bir-iki muhabbet girişiminde bulunurum. "-biliyomusun domuzların orgazmı yarım saat sürebiliyomuş." "-..?.." hmm... bakın olmadı. muhabbet ilerlemedi. o zaman merhaba, merhaba. bundan öte yapabileceğim bişey yoktur.

bunun gibi hoşluklar peşinde koşucam, hoşluk candır, saygımız vardır. hoş olmayan bişey varsa mümkün olduğunca uzaklaşıcam. insan kendine kötülük yapar mı? insan insanı çatıdan atar mı? çileğin afrodizyak etkisi var mıdır? kabartma tozunun yan etkileri nelerdir? hayat acımasız, soğuk ve zalim midir? böyle böyle haller işte sevgili arkadaşlarım. önemli bişey değil yani. dün de yazdığım gibi sarma-dolma hikayelerinden ibaret.

26 Nisan 2009 Pazar

sarma vs dolma

biber dolması ve yaprak sarması... asma yaprağı-pazı yaprağı-lahana yaprağı ve çeşitlerinin içine pirinçli harç konulup sarılarak yapılan sarmadır. biber-kabak-patlıcan ve çeşitlerinin içine pirinçli harcın doldurulması sonucu yapılan ise dolmadır. hatta adı üstündedir yaprağı sararız, biberi doldururuz. yapılışlarından ötürü de böyle güzel isimleri vardır. sarmaya dolma diyen olunca üzülürüm. bu böyledir. sarmaya dolma demeyelim. şu hayatta dert edindiğim en büyük mevzunun bundan öteye geçmemesi dileğiyle sevgiler...