05 Kasım 2009 Perşembe

WTF

 

Kocası ilk görüşte ona hayran olmuştu...

Bu kadife gibi yumuşak tenin, pürüzsüz, taze cildin sihirli cazibesine kapılıverdi, ve ...

O, saadetini PURO'ya borçlu olduğunu pek ala bilmektedir.

Hususi bir formülle imal edilmiş olan PURO Tuvalet Sabunu, gençlik, güzellik ve cazibe sabunudur.

30 Ekim 2009 Cuma

keyif ve ıslık üzerine hijyenik yaklaşımlar

banyodayken havalandırma boşluğundan bi ıslık duymak çok hoşuma gidiyo. o an biliyorum ki komşulardan biri iyi vakit geçiriyo. keyiflenmiş ve ıslık çalıyo. ıslık keyiflenince ortaya çıkan bi hoşluktur bence. üzgün insan ıslık çalar mı? çalmaz. neşeliyken çalar.

ha ama bi de korkunca çalınıyo o neden diceksiniz. o da şöyle ki, korkunca korkulduğu çaktırılmamak için. o an korkunun paniğiyle abartılı bi inkar ediş gösterip ıslığa yükleniliyo. "bakın ben aslında çok keyifliyim" imajı yaratılmak isteniyo. 

sucuk


eve kedi aldığımızdan bu yana değişik bi ev hali yaşamaya başladım. (bu cümledeki "eve kedi almak" kalıbından çok da hoşnut değilim. öyle bastım parayı aldım kediyi gibi duruyo. halbuki ben onu bir ebeveyn, bir sahip gibi değil de bir ev arkadaşı gibi görüyorum.)

mesela televizyon izlerken kucağıma yatıyo, o da benle beraber izlemeye başlıyo. dur bi belgesel filan varsa onu açayım da hayvan kendi doğasını unutmasın diye kanal kanal geziyorum. makyaj yaparken gelip aynaya yaklaşıyo uzun uzun beni izliyo. ister istemez dönüp "nasıl oldum" diye bi soruyorum. keza giyinirken odada bulunuyosa ayrı bi tedirginlik duyuyorum gidip diğer odada giyinesim geliyo. 

işte böyle bi acemilik ve mutluluk içinde günler geçiyo dostlar.

23 Ekim 2009 Cuma

ZzZzz..



Yorgunluktan bittiğini hissettiği anda, açık olan balkon kapısından içeri giren ve hafif hafif esen rüzgar, üzerini değiştirerek yorganın içerisine girmiş bir beden, dalgaların sesini dinleyerek uykuya dalar!..

18 Ekim 2009 Pazar

geppetto ustaya saygı


pinokyo masalında emeğe saygı gösterilmediğini düşünüyorum. ortada tahta hammaddeli bir çocuk var. konuşuyo, dans ediyo. bunları asimo da yapıyodu ne var yani derseniz pinokyo üstüne düşünüyo, hissediyo, efendime söyliyim arkadaş edinmek istiyo. yaşıyo yani adam. bildiğin insan gibi ama tahta işte. 

evet enteresan bi durum söz konusu. masala konu etmek için de gayet uygun. gerçek bi çocuk olmak istemesindeki vurgu da bu enteresanlığın altını iyice çiziyo. ama haksızlık yapıldığını düşündüğüm nokta, bütün ilginin pinokyonun üstünde olmasıdır. yani ben bu masalı yazan kişi olsam pinokyonun şahaneliğinden bahsettikten sonra esas adam olan geppetto ustaya bağlardım hikayeyi. adam tahtayı yaşatıyo yani bi düşünsenize. yaşıyo ya bildiğin. bi de bu yetmezmiş gibi ekstradan yalan dedektörü tasarlamış burnuna. kimse bu adamdaki yaratıcılığın farkında değil mi? yani geppetto usta çocuk sahibi olmak isteyip de olamayan, çocuk eğitiminden çok anlamayan (bakınız pinokyonun şımarık davranışları) ve de marangozculukla uğraşan yaşlı bi adamdan mı ibaret gözümüzde? adam tahtayı yaşatmış! esneyebilir bi tahtadan da yalan makinası tasarlamış! kendi adıma düşündükçe etkilenmekten başka yapıcak bişey bulamıyorum. yemişim bu saatten sonra pinokyonun heveslerini, kaprislerini. hiç çekemem.

13 Ekim 2009 Salı

oyun arkadaşı

"Yeni evimizden o kadar hoşlanıyorum ki yaşından fazla büyümüş bir çocuk gibiyim. Yeni bir oyuncak ele geçirmişim ve sadece çocuktan farklı olarak bir oyun arkadaşına gereksinimim olduğunu biliyorum."

Charles Darwin'in 1839'da nişanlısı Emma Wedgewood'a yazdığı bi mektuptan.

11 Ekim 2009 Pazar

barış manço

barış mançoyu çok seviyorum.
hani idolün kim diye sorsalar, idol kavramına karşı olmama rağmen barış manço derim o derece seviyorum. canım benim.

kız taraftar


taraftar kız çok acayip bişiy bence. yani herhangi bir konuda cinsiyet ayrımı yapmış olmaktan çekinen bi insanımdır aslında ama, şimdi konu taraftarlığa gelince iş bi başka oluyo. böyle kız arkadaşlarımız var. futbol maçlarıyla ilintili olarak çok acayip hallere girip coşkulu bi sevinme ya da sinirlenme reaksiyonları gösteriyolar. farklı takımı tutan erkek arkadaş edinmiyolar, her an kavgaya hazır gibi bi duruşları var hayata karşı filan. bunlar beni kendilerine karşı çekince sahibi yapıyo. aslında iyi insanlardır belki ama. kendilerine karşı beslediğim bu ön yargıya karşı koyamıyorum. özür dilerim sevgili kız taraftarlar. aslında gıcık bi insan değilimdir ben. belki iyi de anlaşabiliriz ama bu ön yargı çok fena bişey. başıma musallat oldu işte nalet. bi el atın kurtulalım bundan. hadi güzellerim. hadi canlarım. iyi anlaşalım. dünyada barış olsun, hepimiz kardeş değil miyiz zaten?

17 Eylül 2009 Perşembe

Bir Zeynep-Bir Oda-Çok Eşya

Okulu bitirmiş, mezun olup evine geri dönmüş bir adet ZEYNEP,

Üniversite süresince eve getirmediği, hala gideceğini düşündüğü (kalmayı yediremediği için) için hiç açılmamış EŞYALAR,

Zeynep il sınırları içerisinde değilken (ki son bir sene içerisinde toplamda 3 günden fazla evde vakit geçirilmemiş) depo niyetine kullanılmış bir oda.

Zamanında üç kardeşin eşyaları ile sığdığı, şimdi nedense göze pek bir küçük gözüken söz konusu yazımızın baş kahramanlarından bir diğeri ODA.

Bu üçlüyü Zeynep-Eşyalar (2), Oda (1) olmak üzere 2+1 sistem üzerinde yerleştirmeye çalıştım uzun saatler boyunca.

Önce şeklini değiştirdim odanın "Koltuk pencere önüne, kitaplığı şöyle alayım, böyle daha iç açıcı oldu galiba." nidaları ve edeleli kollarımın kuvvetiyle odayı daha içime siner, en azından benimseyebileceğim bir oda haline getirmeye çalıştım.

Bu arada anneme söz verdiğim üzere odanın temizlik işlemini de aradan çıkardım. 

Bu işlemler bittikten sonra asıl gözümü korkutan kısma geldim. Odaya yerleşmek!! Kitaplarım kitaplığa sığmıyor, kıyafetler için dolap yetmiyor derken dayanamayıp Tuğçe dişi kişisine mesaj attım. Onun verdiği tavsiyeler depo olarak kullanılan odanın başkaldırması, diğer odaların da bu haklı direnişe yardımcı olmaları yönündeydi. Ben de odayı gaza getirmeye çalıştım. Bu sırada baskıcı rejim ile annem olaya el koydu, hiçbir şey yapamadan günü kapattım.

Yıldım mı diye sorarsanız, HAYIR! Bugün odanın şeklini değiştirirken kaybettiğim enerjiyi süper bir uyku ile toplayacağım. Ardından önce odayı sonra evdeki diğer kardeş odaları gaza getirip haklı mücadelemde başarıya ulaşacağım.

Saygılar, sevgiler

En güzel geceler..

Not: Mezun olmak garip bir duyguymuş yeni yeni anlıyorum. Annemin otobüse binip öğrenci ücreti verdiğimde beni şoföre ispiyonlayacağı tehdidi, arkadaşlarımın hemen hemen hepsinin bayramda sonra bu şehri terkedip okullarına gidecek olması, boşsun zaten atlar gelirsin diyerek o boşluğu hissettiren arkadaşlar... Siz de mezun olacaksınız, beklemedeyim..

Not 2: Şöyle bir baktım da annemi baskıcı, tehditkar bir kadın olarak lanse etmişim. Değildir efendim, en azından çok fazla değil :)

14 Eylül 2009 Pazartesi

bir türkü analizi


efenim mahmut tuncer abimizin can verdiği bakkal amca türküsünü çoğunuz bilirsiniz. kendisi türkü esnasında bakkal amcayla karşılıklı bir diyalog içinde. (karşılıksız diyaloglar da var. evet. monolog değil ama ha karıştırmayın. bunda karşı taraf dinliyo dinliyo, cık hiç ses etmiyo. vardır bi sebebi diyip geçiyo sonra konuşan taraf. eveeet aynı kaynım.)  beraberce bir daha bi göz atacak (göz atmak?) olursak; 

 
MT: Mahmut Tuncer                                                      BA: Bakkal Amca

MT: bakkal amca bakkal amca, yağın var mı?

BA: var var.

MT: unun var mı?

BA: var var.

MT: şekerin var mı?

BA: var var.

MT:
ne duruyorsun?

BA: ne yapayım?

MT: helva yapsana, helva yapsana, helva yapsana, vay vay helva yapsana.

başlarda çok samimi, çok içten bulmuştum bu türküyü. adamın canı helva çekmiş ve o arzusunu, o coşkusunu içinde daha fazla tutamayıp türküye vurmuş demiştim. üstelik bakkal amcayla olan sohbetine türküsünde yer vermesi de beni gerçekten etkilemişti. ama çok geçmeden fark ettim ki sevgili türkücümüz MT, ne içten pazarlıklı, ne fettan, ne sinsi bi adammış. 

bi kere canın madem helva çekti, kalk yap. hadi evde yok diyelim, bakkala git, uslu uslu al yağını ununu,  çık evine kavur yap. hadi sen bilmiyorsan bi komşundan rica et ne biliyim annenden rica et, kız arkadaşından rica et falan filan. ha hiçbiri yoksa, bi ihtimal bakkaldan da rica edebilirsin. bakkalla da aranız samimiyse, dersin alicim, velicim durum böyle böyle helva lazım, sen biliyomuydun, alırsın tarifi gider evine yaparsın. hoş ben yine de bakkal'dansa google'a danışması taraftarıyım ama burda MT'den bahsediyorsak google'dan arama yapmayı seçenekler arasında saymamayı daha uygun görüyorum. 

tüm bunları yapmadın, üşendin, ocağın bozuktu diyelim, senin yaptığın yine ayıp MT. senin yaptığın resmen beleşçilik MT. adam un şeker satıyo, namusuyla parasını kazanıyo. üstelik süpermarketlerin bakkalları yuttuğu, bakkalcılığın yok olmaya yüz tuttuğu (yüz tutmak?) böyle bi dönemde, sen mahalledeki bakkal amcaya sahip çıkacağına, yağın, şekerin parasını vermeden helva yemeye kalkıyosun. o adamcık naapsın? nasıl evine ekmek götürsün? ha sana kalsa alsın dolabından bi ekmeği, götürsün evine di mi MT? o işler öyle kolay değil MT, o işler öyle kolay değil. 

insanda 1gram helva yeme hevesi bırakmadın MT.

id, ego, süperego

hayvanlık insanlık demişken aklıma lisedeki psikoloji hocam geldi. bi derste id,ego ve süperego kavramlarını anlatıyordu. demişti ki

"ben mesela bi genç kızla beraber olmak istiyorum. bana id'im diyor ki oğlum hasan, yatır şu kızı aşağı hallet işini. ego'm diyo ki bu işi öyle uluorta yapamam, başıma iş açarım, kafana maske geçir, takip et kızı, tenhada kıstır. süperego'm da diyo ki, hasan sen aklı başında bi insansın, evlisin, öğretmensin, o kız senin öğrencin, gel bu işten vazgeç. işte çocuklar id, ego ve süperego dediğimiz kavramlar böyle şeyler."

bu anlatımdan sonra sınıfta bi süre sessizlik olduğunu hatırlıyorum. olur da bu satırlara denk gelirse sevgili hasan hoca bey nolur süperego'nuzu dinlemeyi hiç bırakmayın. zira ego'nuzla id'iniz pek bi terbiyesizler. derste bu örnekleri size anlattıran hangisiydi bilemiyorum ama öyle ya da böyle aklımızda kalmış o da bişeydir, saygılar efenim. görüşmemek üzere.

güveçte et

insan düşünen bi hayvan dediler, beni benden aldılar. yer yer hayvanlık yer yer de düşünmelik kısmını sorguladım işin. baktım gördüm ki insan hakkaten yer yer hayvan, yer yer de düşünceli oluyor.  bazen öyle oluyor ki hayvanları kesip yiyor insan dediğin. üstelik bunu yaparken de yanına da soğanını domatesini koyarım, üstüne de karabiber ekerim diye düşünüyor. insan böyle bir hayvan işte. yer yer yiyor da, düşünüyor da.

17 Temmuz 2009 Cuma

jean, reosta ve ben

zeplin, reosta ve jean reno kelimelerini telafuz etmekten büyük mutluluk duyuyorum. hatta şu an 3ünü de aynı cümle içinde kullanmış olmaktan büyük bi haz duyduğumu itiraf etmeliyim. bu haz beni bir cümle daha kurmak için kışkırtıyor. dayanamıyor, kuruyorum.

"geçtiğimiz bahar jean reno ve reosta ismindeki beyaz kaniş köpeğimizle beraber yaptığımız romantik zeplin gezisini hala unutamıyorum." evet jean reno ile benim beraberce sahiplendiğimiz reosta isminde bi köpeğimiz var. bana kalsa golden alıcaktık ama jean kaniş olmasında ısrarcı davrandı. o sert görünümünün altında masum bir bebek gibidir jean. yani jean reno. hatta inanmazsınız o kadar yufka yürekli, o kadar ince düşünceli ki geçen gün tutturmuş reosta'yı nüfusuma geçiricem. mirasımdan yararlansın istiyorum filan demez mi. hayır dedim jean reno dedim ne gereği var ben bakarım reosta'ya dedim. olmaz dedi biliyosun bende tamı tamına 27tane zeplin var, en azından 3ünü 5ini reosta'ya bırakmak istiyorum. hem fena mı olur atlarsınız reosta'yla bi zepline gezersiniz keyfinizce. üstelik artık yaşlandım öyle her gün zepline binemiyorum, ayda yılda bir kere çok sevdiğim dostlarımla binersem biniyorum biliyosun, o yüzden benim malım, reosta'nın malıdır. yani reosta reno'nun dedi. peki dedim sevgili jean reno, seni severim bilirsin o yüzden kararlarına saygılıyım. ama nolursun dedim artık reosta'yı top kuyruklu ve top ayaklı gibi görünecek şekilde traş ettirme. senden tek isteğim budur, bi de beraber yaptığımız zeplin gezileridir. bu diyalogtan sonra o da demesin mi tuğçe'cim sen de olmasan kimle konuşucam bu özel meselelerimi. o kadar şan-şöhret-kızlar hepsi boşbeleş, senin dostluğun, muhabbetindir benim hayattaki mutluluğum. ha bi de tabii ki zeplin tutkum ve reosta'nın boyundan büyük çıkardığı kakaları. hala daha inanamıyorum el kadar hayvan nasıl da 7kilo sıçar bi seferde. ah dedim sevgili jean, reosta işte öyle sürprizlerle doludur, öyle sevimli, öyle tatlıdır. ayarla artık şu işlerini de bi zeplin turu atalım, şampanyalarımızı içelim hasret giderelim. haydi hoşçakal, reosta'nın kuaförünü değiştirmeyi de unutma nolur gözünüseveyim.

dedim.

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Ben gerçekten anlayamıyorum!!!

Beşiktaş Belediyesi'i yaz etkinlikleri kapsamnında "Park Buluşmaları" gerçekleştiriyormuş. İçerisinde konserlerin, film gösterimlerinin, söyleşilerin olduğu iki haftalık güzel bir etkinlik programı hazırlanmış. 

Bugün Abbasağa Parkı'nda Ezginin Günlüğü konseriyle etkinlikler başladı. Ee bunun neresini anlamadın derseniz rica ediyorum birazcık sabredin. Ben de bugün konsere gittim. Hatta çok keyifli döndüm. Hava sıcak değildi, hafif bir rüzgar vardı. Parkın içerisinde yapılmış amfide genç yaşlı konserin keyfini çıkarmaya(!) gelmiş insanlar vardı. Büyük bir keyifle eve döndüm. 

Pencereyi açmış bilgisayar başına oturmuş keyfime devam ediyordum ki... dışardan telefonla konuşarak pencerenin önünden geçen adam bu yazıyı yazmama sebep oldu. Adamın kurduğu cümle tam olarak şuydu..

-Seni aradım, ortam var gel diyecektim telefonu açmadın. Kızlar vardı içmiş, açmış bacaklarını yaymış oturuyor. (Karşıdan gelen ses ne dedi bilemiyorum ama adam devam etti.) Ya işte açmışlar bacalarını yaymışlar oturuyorlardı, gel diyecektim, açmadın..

Nasıl bir mantık ben gerçekten anlamıyorum, anlayamıyorum. Kızıyorum ama içimde kalıyor. Böyle insanların olduğunu biliyorum evet, ama gördüğümde bir şey yapamamak...

Bütün geceye dair keyfimi alıp uçuran ve bu geceyi hatırladığımda içten içe kızıp oturmama sebep olacak adama sadece "NEDEN?" diyebiyorum. Neden?

23 Haziran 2009 Salı

durumlar

bana,

  • "türkiye'nin en çok güvendiği isim" sıfatının seda sayan'a verilmiş olması,
  • akrepler mavi rengine yaklaşmıyorlar diye akdeniz mimarisinde pencerelerin maviye boyanması,
  • ne kadar çeşitlersek çeşitleyelim bir üçgenin iç açıları toplamının 180derece çıkması

enteresan,

  • insanın osurduktan sonra kokuyo mu diye etrafını koklaması,
  • telefona kontör yüklerkenki ses kayıtlarında rakamların değişik tonlamaları ve farklı kombinasyonlarda okunuşlarıyla ortaya çıkan ses cümbüşü,
  • karşılaşan 2 insanın aynı anda naber demeleri ve sonrasında kimin cevap vereceğinin belli olmadığı o 2-3 saniye

komik,

  • tecavüz,
  • cinayet ve
  • hırsızlık da

korkunç gelmektedir.